Giriş Registration
Kitap Adı: Bulantı
Yazar Adı: Jean Paul Sartre
Ekleyen: dipnotkitap.net
Yayın Evi: Can Yayınları
Sayfası: 237
Orjinal Adı: La Nausee
Çevirmen: Selâhattin Hilâv
Baskı Tarihi: 1997
Fiyatı: 15,00
LoadingOkunacak Kitaplar Listesine Ekle
15,00 TL olan bu kitabı çok daha ucuza alabilirsiniz!..
Bulantı – Jean Paul Sartre

SARTRE ve “BULANTI”

Sartre yirminci yy.da dünyanın düşün alanını en fazla etkilemiş, hakkında pek çok olumlu ve olumsuz tartışmalar üretilmiş bir edebiyatçıdır.

1905 yılında Paris’te varlıklı ve kültürlü bir kentsoylu aileye doğar. Babası bir deniz subayı, annesi ünlü Schweitzer ailesindendir.Bir buçuk yaşında babasını kaybeden Sartre ileride:”Babam ben bir buçuk yaşımda iken ölme nezaketini göstererek, beni baba otoritesi yükünden kurtardı”diyerek aile ,toplum ,ulus vs. gibi değerlere karşı isyanını dile getirecektir.Babasının ölümünden sonra annesiyle birlikte dedesi Charles Schweitzer’in evine yerleşen Sartre,bir bilim adamı, profesör ve yazar olan dedesinin yanında,çevrenin kültürel etkileri içinde,ailenin göz bebeği harika çocuk olarak büyür.Fransa’da prestijli bir yüksek eğitim veren Ecole Normale Superieure’den 1929 yılında mezun olan Sartre felsefe doçenti olarak 1945 yılına kadar Le Havre ,Laon, ve Paris’te felsefe profesörlüğü yapmıştır.1933-34’te Berlin Fransız Enstitüsü’nde Husserl’in “Phenomenologie” (görüngübilim)’ini incelemiştir.1938’den başlayarak “Bulantı” ile roman sanatında önemli bir yenilik başlatmıştır.Savaşta meteorolog olarak orduda görev almış,bir ara esir düşse de kurnazca bir oyunla özgürlüğüne kavuşmuştur.

“Uygar”yüzyılda barbarlığa geri dönüş olan Dünya Savaşı ve (Sürrealist deneyim,derin benliğin psikolojisi,Bergson ve Husserl’in görüngübilim’i ),varoluşçuluk,absurd felsefe gibi deneyimler roman sanatını derinden etkilemişti.Bu ortamda Sartre,özgün gözlem yetisi ile “dünya’yı deşifre etme”, Psikoloji bilgisi ile(Freud, Adler ve Jung’u çok iyi okumuştu) kendini deşifre etme deneyimine girişmiştir.Araştırma araçları felsefe ve hayal gücüdür. Bir ara “Bulantı”yı yazdığı sıralarda bunalımlı bir devre yaşamış ve alışkanlık yapmadığı savunulan ,ve 4-12 saat etkili olan bir sanrı uyandırıcı Mescalin’i kullanmıştır.Görsel sanrılar eserlerine yansımış ve Sartre’a psikolojik şoklar yaşatmıştır.Sosyalizm ve komünizm ürünü”yeni insan” tipine hiç benzemeyen Sartre’a,sahip olduğu marjinal estetik anlayışı, kapitalizmin dekadan ve dejenere bir ürünü görüntüsü verir.

30’lu yaşlara gelen Sartre,153 cm boyu,çirkin fiziği,ve dökülen saçları ile ölümü düşünür.Eserlerinde, leıtmotiv olan saplantılarda defalarca dile getirdiği gibi, ilkel,doğal…biçimsiz, belirsiz,ağır, gevşek ,pörsük,ıslak,tatlımsı,baygın, bitkin,karanlık, kaygan,kuşkulu,iğrenç,yağlı,yapışkan,kalın, kaba,korkunç, müstehcen bir varoluş üstüne çullanmıştır.Üstelik yaşlandığını duyumsar ve hiçliğin huzursuzluğunu yaşar. Bir gün aynanın karşısında saçlarının çok seyreldiğini görünce “bu benim için sembolik bir felaket,ihtiyarlığın elle tutulur bir işareti oldu…”Harika çocuk ölmüştü!” diye yazar.Bu paranoya yedi yıl sürecek,Fransız edebiyatının altın yılları olan 30’lu yıllar Sartre’ın dibe battığı karanlık yıllar olacaktır.

Can sıkıntısı ve bunalım içinde geçen bu yılları Sartre şöyle anlatır:”Castor (Simone de Beauvoir’a kunduz anlamına gelen Castor adını takmıştı) ve ben Les Mouettes adlı kafede oturup başımıza hiç yeni bir şey gelmediği için dertlenirdik.Değişik özlemler içindeydik.”Düzensiz bir yaşam”,gerçeklik gereksinimi,hayal kırıklıkları , bıkkınlıklar,”yapış yapış” ve değersiz bir yaşamın pençesi altında olmayı duyumsamanın hüznü”, çocukluğumdan beri hep hayal ettiğim “büyük adam” yaşantısından ne kadar uzaktaydı!

Castor’un varlığı Sartre için büyük bir değerdi.Fakat hiçbir değeri yaşamına hakim kılmamaya kararlı olan Sartre Castor’a açıkça ve her zaman ihanet etmiş,sadık Castor bu duruma boyun eğmiştir.Sartre fizik çirkinliğine karşın hep güzel ve toplum içinde parlayan kadınlarla birlikte olmuş, ve Castor çeşitli üçgenlerin bir köşesi olmakla yetinmiştir.Bu kadınlar zaman zaman Sartre’ın bir öğrencisi, veya öğrencisinin kardeşi, ünlü bir Amerikalının eşi, ve yahut Sovyetler Birliğinde,’nomanklatura’dan seçkin bir kadın olabiliyordu.Sartre bu geçici sevgililer uğruna Atlantik ötesi veya Rus steplerine seyahat etmekten geri kalmıyordu.Buna karşın Simone de Beauvoir parlak zekası,derin kültürü ve sadakatiyle Sartre’ın ölümüne kadar sürecek hayat ve fikir arkadaşı olarak kalmıştır.Sartre’ın eserlerinin ilk okuyucusu ve değerli eleştirmeni yine Castor’du.İlk önce “Melancholia” başlığı ile yazılan “Bulantı”da Castor’un titiz eleğinden geçmiştir.

“Melancholia”nın yazılması uzun ve hummalı bir çalışmaya ve yıllarca süren doğum sancılarına mal olmuştu Sartre’a fakat eserini sunduğu Fransanın en saygın yayın evlerinden biri olan Gallimard yayınevi eseri yayınlamaya değer bulmamış, ve taslağı reddetmişti.Bu kara günlerin Sartre’ın eserlerinde yansıması, toplumun en anarşist,en düşük marjinal kesiminin,marazlı, iğrenç, müstehcen yaşantısı şeklinde olur.Bu sırada Sartre ,Simone de Beauvoir ve Sartre’ın o günlerdeki sevgilisi ve öğrencisi Olga (artık üç kişilik bir aile gibidirler) birlikte psikiyatri hastahanesini ziyaret ederler.Sartre’ın yaşamında önemli bir olaydır bu ve uzun yıllar bu ziyaretin etkilerini yaşayacaktır.

Fransız toplumu henüz ,bu hiçbir tabuyu kabul etmeyen ,özgürlük aşığı çiftin yaşamlarını, bu sapkın, ateist felsefecinin düşüncelerini hoş görmeye,ve kabullenmeye hazır değildir.Sartre’ın öğrencileri ise bu kötü giyimli,çoraplarının delikleri ayakkabısından taşan, çirkin adamın o zamana kadar duyulmamış fikirleri karşısında adeta büyülenmiş gibidirler ve hiçbir dersini kaçırmazlar. Öte yandan gençlerin velileri çocuklarının bu tanrı ve değer tanımaz garip adamın etkisinde kalmasından kaygılıdırlar.Sartre’ın işten el çektirilmesini isterler.Bir yazarın ve düşün insanının bu denli hayranlık uyandırıp,bu derece nefret çekmesi sık rastlanan bir olay değildir.Onun idolleri yıkan anti-hümanizmasına, siyasi partilerin ve kiliselerin lanetlediği radikal entelektüel bağlılığına (angajmanına) ,her olaya karışmasına , her şekle giren göçebeliğine bir çok kimse dayanamıyordu.Sartre her zaman hem hiçbir yerde hem her yerdeydi.

1940 yıllarında Alman çizmesi ile ezilmiş Fransa kendini işbirlikçi Petain hükümetine teslim etmişti.Bütün ülkede aydınların eylemsel olarak katıldığı direniş hareketinde Sartre’ın rolü hep sorgulanmıştır.O aktif olmak yerine olayı kaldırımdan izlemiştir.Sartre’ın bir ikbal avcısı olduğunu savaş sonrası satranç tahtasında kendine önemli bir yer sağlamak isteğini ,ve kahraman olma hayallerini saptamak zor değildir.Kahramanlık hayali bireysel psikolojik düzeyde değil kolektif alanda gerçekleşir.Sartre ise ,bir yazar ustalığı ile ,ulusal onurlarının kırıldığı bir devrede, Fransızlara ,ülkelerinin kahramanca bir imgesini sağlama becerisini göstermiştir.

Edebiyatçı ustalığı ve hitabet gücüyle ,Fransızlar arasında “direniş şampiyonu” unvanına ulaşmıştır.”Edebiyat Nedir?” isimli kitabında:”Sözcükler dolu tabancalardır” diyen Sartre eline tabanca almadan savaş kahramanı olmuştur.Böylece savaş sonrasının başlıca entelektüel referansı ve Avrupa düşün alanının hakimi olmuştur. “Modern Çağlar” adlı dergisini çıkarmaya, tiyatro ,roman alanında eserler vermeye, radyo konuşmaları yapmaya,siyasi toplantılara katılmaya,sanatçılar ve yazarlar üzerine yazılar yazmaya başladı. Halk Cephesinin resmi geçitlerini balkonundan izleyen, odasına kapanıp hayal ürünü görüntü oyunlarının yazarı artık otuz beş yıl boyunca kültürel ,sosyal ,politik her cephede boy gösterecektir.

Bazı askerler onun ölümünü isteyecek,evini bombalayacak.,De Gaulle onu tutuklatmaya cesaret edemeyecek,o kendisine verilen Nobel Ödülünü reddedecek, dünyanın bütün devrimcileri onun sesini duymak isteyecektir.1980 ‘de ölümünde,cenazesine on binlerce hayranı katılacak, ders verdiği sınıfın yanından geçen sokağa “Jean-Paul Sartre” adı verilecek fakat sokağın tabelası yıllar boyunca bazı kişilerce hep kirletilecektir.

Sartre 1945 yılına kadar Amerikan hayranı,sonra Amerikan karşıtı olmuştur.”Bulantı” romanında Roquentin’in jazz müziğine düşkünlüğü, Sartre’ın çıkardığı dergiye Şarlo’nun ünlü filminden esinlenerek“Modern Çağlar” ismini vermesi ,yazarın ,Amerikan sanatına saygıyla çıkardığı şapkadır.Fakat Sartre Rosenberg’lerin infazından sonra Amerika’ya ateş püskürmeye başlar.Gazetesinde:”Kuduz hastası hayvanlar” başlığı ile bir makale yazar:…”Biz mi sizin müttefikiniziz?Haydi oradan! Bu gün bizim hükümetlerimiz sizin uşaklarınızdır.Yarın halkımız kurban olacak.İşte bu kadar!”der.Kore Savaşı ,Vietnam Savaşı, Amerikanın Güney Amerika diktatörlerini desteklemesi Sartre’ın düşmanlığını körüklemiş,Amerikanın ırk ayrımcılığını acı bir şekilde betimlediği “Saygılı Yosma”piyesi de Amerika’yı hiç hoşnut etmemiştir.

Sartre’ın çalışmaları: felsefe ,siyasi gazetecilik ,sanat eleştirisi,otobiyografi,roman hikaye,tarihi antropoloji, mektup, tiyatro, film senaryosu gibi çok geniş alanlara serpilmiştir.Bu durum yazarın bilinçli bir seçiciliğinden değil ,yaşam biçiminden ve inanılmaz hırsındandır.Bıkmadan usanmadan ,delicesine çalışarak dilini geliştirmiş ve sözcüklerle bilincin gerçeğini ve eylemin görülmez nedenlerini keşfetmeye uğraşmıştır.

Sartre’ın eserleri sayısız geçitlerle birbirine bağlı takım adalar gibidir; okuyana hayal ve sanrılar,teorik istem,güçlü bir kaygı, saldırgan ve öldürücü bir şiddet arasında beklenmedik seyahatler sunar.Felsefe, roman ,tiyatro eserlerinin farklı özelliklerini koruyarak, düşün(spéculation) ile imgelemin hiç duyulmamış ve dinamik bir ilişkisini kurmuştur.Öyle ki edebi eserlerinde ne birinin ne diğerinin ötekine baskın olmadığını görürüz.Varoluşun anlamını araştırmak için çeşitli fikirleri, metinleri ve deneyimleri bir bütün halinde bir çırpıda bir araya getirir.Kafka ,Amerikan romanı,Husserl,Heidegger, Marxism üstünde sonu gelmez açıklamalar,incelemeler Sartre için yepyeni bir tür romana sıçrama tahtası olmuştur.

‘Existence’ yani ‘varoluş’ Sartre’ın ana teması olmakla beraber yazar ‘existentialisme’ terimini çok isteksiz kullanmıştır.Daha 19. yy’da Kierkegaard’ın felsefesinde var olan Varoluşçuluğu ,zaten, Sartre yaratmış değildir.Gerçi, o,insanlık gerçeğinin, dünyanın bilinciyle başladığına inanmış,’Varoluş’ kavramını felsefi projesinin merkezine yerleştirmişti.Ama ,o, ‘ism’le ifade edilen kavramların bir doktrin çağrıştırdığını düşünüyordu.(Materializm-pozitivizm-empirizm-marksizm gibi).Oysa ‘existentialisme’ bir doktrin olamazdı.O sadece insani varoluşun bir betimlemesiydi. Ruhbilim,mizaç ,karakter, yaşam analizi vs. söylemleri varoluşu saptamaya yetmiyordu.Sartre’ın gerçeğe ulaşma kaygısı, devrin aynası olan bütün yazılarında görülür.

Birinci dünya savaşının yol açtığı insanlık felaketi, 19. yy’ın romantik karamanlığını yıkıp yok etmişti.Sartre’ın çocukluğunun hayal dünyasını süsleyen Pardaillan’ın şövalyelik maceraları,Zevako’nun kolay roman kahramanları çağdaş insanla artık hiç benzeşmiyordu.Le Havre’da can sıkıntısından ölen genç felsefe öğretmeni ise kendini daha çok düşük yaşamlar ve marazi hayallerde buluyordu

Edebiyat sahnesine büyük bir yazarın çıktığını gösteren “Bulantı”, bu ruh halini betimler ve Celin’in şu alıntısı ile başlar:”O toplumsal önemi olmayan bir adam , sadece bir birey.” İşte, Roquentin’i anlatan bu cümle bir bakıma, genç Sartre’ın melankoli içindeki yaşamını da betimler.

Zaten Sartre kitabına ilk önce “Mélancholia” ismini vermiştir,ve kitabın kapak resmi ,Albert Dürer’in ‘Melankoli’adlı bir tablosu ‘nu içerir.1514 yılında büyük Alman sanatçısı tarafından yapılan bu gravür insanın derin yalnızlığını ve hüznünü betimler.

Fakat Sartre’ın büyük özveriyle ve Simone de Beauvoir’ın yapıcı eleştirileriyle ortaya çıkan eser,’Gallimard ‘ yayınevi tarafından ,çok çiğ ve kaba kısımlar içerdiği gerekçesiyle geri çevrilir .Hayal kırıklıklarıyla geçen bu kara günlerin izleri Sartre’ın yazılarında, toplumun en anarşist ,en düşük ve marjinal kesiminin hastalıklı,iğrenç,müstehcen yönleriyle yansır.Yazar üstelik, gençliğini ve hayranlarını kaybettiği paranoyasına kapılarak bir olgunluk krizine girer.Fransız edebiyatının altın yılları olan 30’lu yıllar Sartre’ın dibe battığı kara yıllar olacaktır.Sekiz yıl boyunca Sartre kendini soyutlayarak ,deli gibi çalışacak ve parlayacaktır.

En sonunda roman kabul edilir,fakat, 12 ay daha basılmayı bekleyecek,bir buçuk ay da mahkemelik olma riski içeren ve ya fazla çiğ olduğu saptanan bölümlerin ayıklanması için geçecektir.Eserin isminin de değiştirilmesi talep edilmiştir.Sartre öneriyi hiç olumlu karşılamaz, ama çaresiz kabul eder .Roman ,’Bulantı’ ismiyle, yola çıkışından 8 yıl , ve çok zor bir doğumdan sonra nihayet dünyaya gelmiştir.

Doğal olarak pek çelişkili yankılar uyandırır bu misli görülmemiş roman.Öğrencilerinin kentsoylu velileri bu çirkin fizikli ,garip kıyafetli , duyulmamış kavramlar üreten, kışkırtmacı yazarın çocuklarına öğreteceklerinden kaygı duymaktadırlar.Sartre’a göre bir yazar topluma kendi imgesini gösterir, onu,ya bu imgeyi benimsemeye ya da kendini değiştirmeye çağırır….Demek ki yazar toplumun bilincini rahatsız eder! Bu yüzden de bozmak istediği dengeyi korumaya çalışan güçlerle sürekli çatışma halindedir.(“Edebiyat Nedir”,s.91) Ama yazar yine de bir devrimci değil, baş kaldıran bir insandır.(s.147)Yazınsal yapıtın özü ise kendini öteki insanların özgürlüğüne yöneltilmiş bir çağrı gibi gören ve bütünüyle böyle olmak isteyen bir özgürlüktür…(s.164)

Roman, orta halli bir taşra kasabası olan Bouville’de ,fakir bir otel odasında yaşayan tarihçi Roquentin’in günlüğüdür.Kitabın 7. sayfasında tarihsiz bir sayfa ile başlayan günlüğün en geç 1932 Ocağının başlangıcında yazılmış olduğu belirtiliyor.Ve Ant0ine Roquentin’in Kuzey Afrika,Avrupa ve Uzak Doğu gezileri yapmış olduğu anlatılıyor.Bu yıllar iki dünya savaşı arasındaki yıllardır.Birinci Dünya Savaşını atlatmış olan Avrupa “Les années Folles”,yani, “çılgın yıllar”ı yaşamaktadır.Atlantik ötesi seyahatler ,şık arabalar,alkol,sigara modası,Harun gibi zengin Amerikalılar,Alman Nüdizmi (çıplaklık kampları),”a la garçon” kadınlar,kulüpler,hareketli danslar,sessiz sinema ile aşırı özgür hevesler,kolay kozmopolitizm tuhaf ve görülmemiş yenilikler merakı ile savaşın dehşetini unutmaya çalışmıştır Avrupa.Ve batı hızlı bir enflasyonla yaşamaktadır.En sonunda 1929 son baharında ekonomik kriz kapıya dayanmış,”Çılgın Yıllar”ın trajik sonu sürrealist hareketinin derin huzursuzluğuyla birlikte gelmiştir.Duyulmamış yenilik arayışı artık bir oyun, bir eğlence değil,çeşitli alanlarda,bir metot hatta metafizik bir gereksinimdir.

İşte bu tarihi çerçeve içinde Sartre olumsallık (contingence) üstüne fikirlerini geliştirmeye başlar, ve ‘yalnız adam’ kavramını oluşturur.(s.91)Roquentin:”Ben geçmişimi nerede saklayacağım?…”gövdemden başka bir şeyim yok benim…..Geçmiş mal mülk sahibinin bir lüksüdür.” Veya “bir an insanları sevip sevmeyeceğimi düşündüm.Ama ne de olsa bu benim değil onların pazarıydı.Benim için ne pazartesi ne pazar var”,dediğinde,konuşan,dünyaya, topluma ve kendine yabancılaşmış,taşra sosyetesinin dekor gerisini gözetleyen,ve bundan tatlımsı bir iğrenti duyan,baş döndürücü bir yalnızlık,kaygan bir sarhoşluk, ve güçlü nefretler içinde yüzen,röntgenci yalnız insandır.

Otel odasında uykusuz geçen geceden sonra cafenin sahibi madam’la gereksiz ,sıkıcı birleşme,belediye kütüphanesinde kasvetli öğleden sonraları,”kaybedecek neyim var? Ne karım ne Çocuklar,ne de bu dünyada bir misyonum”dediğinde konuşan varoluşun anlamsız boşluğunda sallanan bulantı içindeki insandır.

Giderek bir anti-roman olan bu yapıtı, Roquentin tarihi bir kişiliğin biyografisini irdelemek için yazmaya başlamışsa da, eser günlük, felsefi meditasyon,avam gerçekçilik,ve olağan dışı imgesel betimlemelerle melez bir yapıt olur.Ve bir tükeniş ve düşüş mantığını en uç noktasına kadar zorlar.Roquentin varoluşsal kuşkularını,fantastik imgesel deneyimlerini, korkusunu, ve melankolisini kaydetmeye başlar.Yazın kendini pek de iyi anlatamayan,(anlatmayan da diyebiliriz) öznel bir bilincin (conscience subjective) kıvrımlarını izler.Başka yönüyle de , ilerleme kültürü,müze sanatı, bilimin mutluluğu gibi hümanizmanın getirdiği gelenek ve değerleri paramparça eder.Derin bir melankoli ,yaşama anlam katan en küçük değerleri etkisiz kılar.

”Bulantı”nın edebi başarısı, öznel bir gerçekçilikle göz alıcı görüntü oyununu ,ve yapıtın spekülatif ilerleyişini birleştirmiş olmasıdır.Her şey romanın baş karakterinin dünyadaki duruşunu alt üst eden,küçük ve önemsiz bir olayla, bir dokunuşun gizemiyle başlar.Bu bir yanı çamura bulanmış bir çakıl taşının uyandırdığı,sıradan bir duyusal etkinin çok ötesinde bir iğrentidir.

Sartre bu anlamsız an’ı varoluşsal bir olaya dönüştürür, ve sanrısal (hallucinatoire) saplantılara yol açan metaforik bir yapı oluşturur.Kişinin bedeni hayvani ve bitkisel dönüşümlere uğrar.(s.166-167-168),Eşyalar canlanır (vagondaki banket,”kırmızı renkli binlerce küçük bacağını kıpırdatır”),(at kestanesi ağacı pençesini toprağa daldırır.) vs.

Varlıklar kendi isimlerinden ve işlevlerinden kurtulup değişken maddelerin akıntısında yüzerler.Bu öznel çılgınlık, sıradan varoluşun kofluğunda olağan üstü geçitler oluşturur ve yazını büyülü ve iğrendirici kılar.Sartre bu görüntü oyunlarını felsefi bir açıklama adına yazınının emrine vermiştir.Can sıkıntısı,ve anlamlarından kurtulan eşyanın deneyimi varoluşsal bir gerçeği ortaya çıkarır: bu rastlantısallığın gerçeğidir.Bu sözcük (olumsallık-rastlantısallık-‘contingence’) metnin ortasında kendini gösterir (s.176) “Olağan üstü bir andı bu.Hareketsiz, donmuş,korkunç bir kendinden geçişle buradaydım.Ama bu kendinden geçişin tam içinde yepyeni bir şey beliriyordu.Bulantıyı anlıyor,onu elime geçiriyordum.Aslında buluşlarımı söz haline getirmiyordum(!) Ama şu anda onları sözcük haline getirmenin kolay olacağını sanıyorum.Bütün bunların özü olumsallıktır.Yani varoluş zorunluluk değildir demek istiyorum.Varolmak burada olmaktır sadece.Varolanlar ortaya çıkarlar .Onlara rastlanabilir, ama hiçbir zaman çıkarsayamayız (déduire) onları……Ama onlar kendi kendinin nedeni olan zorunlu bir varlık uydurarak bu olumsallığı aşmaya çalışmışlardı.Oysa hiçbir zorunlu varlık varoluşu açıklayamaz.Çünkü olumsallık bir sahte görünüş,ortadan kaldırılabilecek bir dış görünüş değildir, mutlak olanın kendisidir, bu yüzden yetkin bir temelsizliktir(gratuité parfaite).Şu bahçe şu kent, ben kendim, her şey nedensiz ve temelsizdir.Bunun farkına vardığınız zaman yüreğiniz bulanır….her şey salınmaya başlar .Bulantı budur işte…”Yani kısaca,

“Olumsallıkların (rastlantısallıkların) kaynaşmasıyla salınan varoluş, bulantıdır.”

Böylesi bir biçem,bu tür bir programlama akıllara bir tez romanı karşısında olduğumuzu getirebilir.Oysa Sartre’ın derin özgünlüğü edebi yazın ile felsefe dilinin hiç duyulmamış bir bütünlüğünü yakalamış olmasıdır.Ona göre edebi metin,hiçbir zaman geliştirilmiş bir tez üstünde ,dışarıya taşan bir teori betimlememelidir.Sartre’ın yaptığı,sadece kavramla açıklanamayan,anlatımı için edebiyatın bütün kaynaklarına gereksinimi olan ve çok ince bir işçilikle ortaya çıkarılabilen bir olgu, bir gerçek ve bir deneyimdir. Çünkü, yazarın keşfetmek istediği varoluş gerçeği, en ince ,en narin olgulardadır.Bu ise ‘yaşanmış’a saygılı,ve onu düşüncel bir formülleştirme içinde ezmeyecek bir yazın gerektirmektedir.

Sartre,Kafka,Joyce,Rabelais,Dostoievski ,Flaubert, Céline,Proust,Neitsche’nin bir hülasası gibidir.Ona, zaman zaman ‘Fransız Kafka’, ‘filozof romancı’,’kan dökücü mizahçı’ gibi sıfatlar verilmiştir.

“Mürekkep kara safradır!”,derler, melankoli çağlar boyunca edebiyatçıyı gütmüş, ona esin kaynağı olmuştur.Buna ister bir hastalık,ister günah, ister yazarın marazi zevki densin, melankoli her zaman yazma dürtüsüne eşlik edebilir.Sayısız sanat eserini üne kavuşturan melankoli ,dünyanın hayal kırıklığı yaşadığı zamanlarda eşsiz bir güncelliğe bürünür.Fakat büyük eserlerin özünü oluştursa da ,toplumun genç ve fazla duyarlı kesiminde etkileriyle trajik boyutlara ulaşabiliyor.Goethe’nin “Genç Werther’in Acıları” adlı romanının zamanının gençleri arasında intihar furyası yarattığını bilmeyen yoktur.Sartre’ın benzer etkileri 22.7.1950 tarihli “Humanité” gazetesinde çıkan bir haberde gözler önüne seriliyor:”Saint-Antoin’de hemşire 21 yaşındaki Monique ‘varoluşsal korkular ve iç daralması’ yaşadığı için kendini zehirledi’”

Pekiyi 26 cilt eser yazmış, sınıflandırmaya sığmayacak kadar çok sayıda ve çeşitli yazılar araştırmalar, makaleler üretmiş olan Sartre ,acaba ruh sağlığı bozuk bir insanmıydı?

Bu konuya edebiyat tarihinde misli görülmemiş bir çalışma :”Sartre’ın Gerçek Gizemini Aydınlatacak Bir Psikanaliz”biraz ışık tutuyor.Amerikalı bir Psikanalistin çalışmasıdır bu ve 7000 soru işaretine cevaptan ibarettir.Çok kısaca sonuç:Sartre’ın bir-iki yaşlarında önemli bir ruhsal trauma geçirmiş olduğunu,anlam veremediği ve onu alt üst eden bir olaya tanık olarak derin bir kaygıya düştüğünü,bu yüzden huzursuz, kararsız ve parçalanmış bir kişilik geliştirdiğini;suçluluk duygusu ve bilinç altında kendini cezalandırma dürtüsüyle gözlerinde şaşılık oluşturduğunu,Kişiliğinin bir tür teşhircilik (“Yazmak kalabalıklar içinde soyunmaktır” sözünü anımsayalım) , homoseksüelliğe eğilim ve nihayet mazoşizm içerdiğini saptıyor.

Genel tanı:Sartre’ın normal, Parlak zekalı, düşünme yetisi yüksek ve sağlıklı olup ,marazi eserlerini geçmişinin karabasanlı imgelerinden kurtulmak için yazdığı saptanmış.Eğer yazmamış olsa idi ruh sağlığının tehlikede olabileceği ‘düşünülmektedir”deniyor.

“Bulantı”nın son sayfasında Antoine Roquentin “….ama kitabın yazılıp bittiği,ardımda kaldığı bir an gelecek ve öyle sanıyorum ki,onun aydınlığının azıcığı geçmişimin üzerine düşecek.Belki o zaman bu kitap sayesinde hayatımı tiksinti duymadan hatırlayabileceğim.” Sözleri,yazarın kendi bilinç altında keşfetmiş olduğu,dengesizliğini tedavi yöntemi değil midir?

YÜCEL NURAL

KAYNAKLAR:

1.Sartre par lui-meme,Francis Jeanson,éditions du Seuil

2.Jean-Paul Sartre,François Noudelmann,adpf,ministére des Affaires étrangeres

3.Sartre,1905-1980,Annie Cohen-Solal,Gallimard,1985

4.Sartre,Portait Sans Tabou,L’Histoıre,Numéro Spécial,no.295,Fev.2005

5.XX.e.siécle,Collection Littéraire Lagarde&Michard,Bordas

6.Jean-Paul Sartre,Edebiyat Nedir,Bertan Onaran,Can Yayınları

7.Bulantı,Jean-Paul Sartre,Selahattin Hilav,Can Yayınları


Etiketler:

Jean Paul Sartre Adlı Yazarın Diğer Kitapları

Bu yazı izin alınarak eklenmiştir. Orjinal adresi aşağıdadır.

This website uses IntenseDebate comments, but they are not currently loaded because either your browser doesn't support JavaScript, or they didn't load fast enough.

Bir Kitap Kurdu yorum yapmış - “Bulantı – Jean Paul Sartre”


Senin Düşüncelerin Nedir?

Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button