Giriş Registration
Kitap Adı: İşkence Bahçesi
Yazar Adı: Octave Mirbeau
Ekleyen: meral
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
Sayfası: 255
Orjinal Adı: Le Jardin Des Supplices
Çevirmen: Yıldız Ademoğlu Altan
Baskı Tarihi: 2007
Fiyatı: 15,00
LoadingOkunacak Kitaplar Listesine Ekle
15,00 TL olan bu kitabı çok daha ucuza alabilirsiniz!..
İşkence Bahçesi – Octave Mirbeau

Fransa’da 20.yy başlarında politikanın çirkinliklerine çirkinlik ve alçaklık katarak yaşayan bir Fransız, durumunu kurtarmak, zavallı hayatını devam ettirebilmek, politikanın, insanların, hayatın ve kendisinin sefilliğinden kaçmak için devlet görevlisi olarak uzakdoğuya gider. Yolda Clara adında zengin, güzel, şehvetli bir İngiliz kadın ile tanışır. Clara ahlaksızlık, alçaklık ve “insaniyetsizlik” timsalidir. Buna rağmen, Fransız ona aşıktır. Kurtulmaya çalıştığı içindeki kötü adam Clara’yı, Clara’nın hayatını yaşamayı istemektedir. Hayatı merhametsizlik, şehvet düşkünlüğü ile geçen bu kadından kurtulmak için bir süre ondan uzaklaşır. Döndüğünde ona karşı duygularının değişmemiş olduğunu görür. Clara onu İşkence Bahçesine götürür. Burası bir tarafı harikulade ve eşsiz çiçek ve bitkilerin bulunduğu bir tarafında da mahkumları türlü işkencelerle öldürülen bir hapishanenin olduğu bir yerdir. Fransızın burada şahit olduğu işkenceler ve bahçe aynı özenle tarif edilir yazar tarafından. Doğanın sanatı ve insanın sanatı olarak. Clara da bunun sanat olduğunu düşünmekte ve görüp izlediği işkencelerden adeta cinsel bir zevk almaktadır. Fransız’ın içinde iyi ve kötü çatışmakta, bir yanı Clara gibi bundan zevk almanın yollarını aramakta, bir yanı bu işkencelerin insan onuruna aykırı olduğunu haykırmaktadır.
Yazar roman boyunca insanın doğasındaki şiddetin kaynağını araştırır, sonradan gelişen bir dürtü müdür yoksa ne yaparsak yapalım o içimizde midir? Koşullar uygun olduğunda uykusundan uyanıp her insanı işkenceci ya da katil yapar mı şiddet?
Kitabın ana temasını beğenmekle beraber, işkence sahnelerinin çok ayrıntılı olması benim için rahatsızlık verici idi. Yine de bu durum bana önceden söylense bu kitabı okurdum. Şiddetin doğası oldukça ilgi çekici bir konu.
Ayrıntı Yayınlarından çıkan İşkence Bahçesi 236 sayfa, ideefixe’de 12,75 YTL.


Etiketler:
Bu yazı izin alınarak eklenmiştir. Orjinal adresi aşağıdadır.

This website uses IntenseDebate comments, but they are not currently loaded because either your browser doesn't support JavaScript, or they didn't load fast enough.

2 Kitap Kurdu yorum yapmış - “İşkence Bahçesi – Octave Mirbeau”

  1. Burak G
    16 Eylül 2009 at 13:05 #

    Sadist bi’ tad sezdim.

    İstatistikler
  2. Legan
    7 Aralık 2009 at 19:52 #

    Ben yeni okudum bu kitabı. Başlarda bir grup elit kesim, birbirleriyle bir şeyleri konuşabilen, eleştiriler yapan,özgür düşünce anlamında belli bir seviyede olan bir takım kesimden bahsediyorum : insanın öldürme içgüdüsünün olduğunu tartışıyorlar,Bunu hayatta belli şeylerle doyuruyoruz falan.Atış yapıyoruz, ava gidiyoruz, oyunlarımız öldürme olan şeyler falan, insanları öldürmeye yatkın yetiştiriyoruz, sonra adam zevkine birini öldürdüğü zaman onu hapse atıyoruz, aslında adaletsizlik gibi düşünceler geziyor. Ama bu çok kısa bir bölüm aslında. Bu tartışan ekipten bir kişi çıkıp , benimde söyliyeceklerim var hatta yazdım diyip bir kitap çıkartıyor. O kitap da işte bu işkence bahçesi. Başlardaki tartışmalar görüşler falan düşünce açısından beni baya tatmin etti. Sonra adam kitabı okumaya başladığında bir süre duraklıyorsunuz. Roman gibi pek düşüncelerin yer almadığı şekilde akıp gidiyor. Ama işlenilen konu sürekli kokuşmuş olanın hayatta galip geldiği. Örneğin bizim eleman politikaya atılıyor, geçmişi çok övgü değer değil ama rakibinin de değil. Rakibinin bu adamdan farkı yaptıklarını saklamaması tersine açığa çıkarması, bütün halk bizim rakibin zamanında hırsızlık yaptığını biliyor mesela. Ama bunu söylemesi dürüstlük varsayılıp adamın hırsızlığını bir anda unutuveriyorlar ve koyu taraftarı oluyorlar :) Oldukça gerçekçi aslında. Neyse bunun gibi olaylar geçiyor. Romanın biraz ilerisinde adam bir kadınla tanışıyor, ama bu kadın aşkla ölümün aynı şey olduğuna inanan, kokuşmuşluğun mutlak güzellik ve zevk merkezi olduğunu söyleyip duran bir kadın. Birbirlerine aşık olup, adamın rotasını saptırıyor kadın. Böylelikle Çine gidiyorlar. Kadın orda yaşıyor, Avrupalıların burjuvalıkları saçmalıkları falan bol bol değiniliyor kitapta. Sonra Çinde mükemmel güzellikteki doğa tasvir ediliyor, ve konu işkence bahçesine geliyor. Avrupalıların anlamsız adam öldürmeleri ve Çinlilerin doğanın içinde hayalgücünün ötesinde işkencelerle adam öldürmeleri karşılaştırılıyor. Kadın işkenceleri dehaca bunların hepsinin doğa ile bütünleşik olmasına tanrısal bakıyor. Kendini insan ölümleri karşısında zevke bırakıyor, orgazma kadar giden bir zevk bu. Bizim Avrupalı bunları görünce tabi kalıyor , kokuşmuşluk öyle bir safhadaki iğrenç berbat. Sonra bir doğa tasvir ediliyor, böyle güzel bir şey yok. Tabi o kadar çiçek isimlerini bilmediğiniz ve böyle bir güzellikle karşılaşmadığınız için hayalgücünüz de biraz afallıyor. Yazar bunları kafasında çizip yazdıysa bravo. Psikolojik bir roman yani. Kokuşmuşluğun cinsellikle bağlantıları falan var kitapta. Ben kendi arzularımla pek bağdaştıramadım. Ben de bizim Avrupalı gibi o kokuşmuşlukta, sadece kokuşmuşluk görüyorum. Ama kadın aşk, seks, hayatı görüyor. Güzel yaratılmış karakterler. Sonu da iyi bağlanıyor. Kitabı çok anlattım ama okunması gerek asıl. Düşüncelerinize bir şeyler katacağını düşünüyorum. Ayrıntının Yer altı serisini okuyan seven herkese saygılar, bütün dünyaya bol kitaplı günler.


Senin Düşüncelerin Nedir?

Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button