Kitap insanı mutlu, hatta çok mutlu edebilir. Beni ediyor. Son okuduğum kitaptan sonra duygularım tazecikken bunu paylaşmak istiyorum. Mutluyum, çünkü yaratıcılığın doruklara ulaştığını hangi sanatta görebilsem –verdiği hazla- mutlu olurum, mutluyum çünkü bazı kitaplar aynı zamanda keskin bir zekanın ürünü ve zekaya beğeni de sanata beğeni gibi haz verir. Belki başkaları bu hazzı sinemadan, takı yapmaktan ve onlara bakmaktan, tiyatrodan, resimden heykelden, yemek yemekten alıyordur. Kimileri de benim gibi yazın ile kendilerinden geçiyordur. Çay, kahve, sigara, alkollü içki, gazlı içecek alışkanlığım yok. Sigara dışındakileri çok az tüketirim. (sigarayı hiç) Çikolata yemediğim ve kitap okumadığım zamanlarda ise boşluk, huzursuzluk, eksiklik duygularını derinden hissederim. Sigara, çay, kahve tiryakisi bunları uzun süre tüketemeyip, yoksunluk duygusu doruğa ulaştığında elleri titrerse çikolatanın olmadığı (çoğunlukla diyet nedeniyle) ve kitap okuyamadığım (aşırı meşguliyet, hastalık nedeniyle) durumlarda her ikisi için de ellerim titrer diyebilirim. Toplu taşıma araçlarında, bir yerde beklerken ya da misafir olduğum bir yerde kitapsız kalmışsam çok huzursuz olurum. Bazı yazarları okurken mecburen verilen aralarda, kitaba yeniden ulaşmak, kitabın içinde olmak için beklemek el titremesine, çarpıntıya, hatta bunaltıya bile neden olabilir bende. Bu yazarlardan biri de Ursula K. Le Guin’dir. Bana göre fantastik edebiyat yazarlarının kraliçesidir.
Ursula K. Le Guin’in “Marifetler” romanını okudum. Okurken sağımda solumda olanın bitenin farkına bile varamadım. (Oğlumla birlikte iken okumadım, merak edilmesin) Romanın, diğer Ursula kitaplarına göre çok belirgin ya da çok çarpıcı bir farkı olmamasına rağmen belki uzun zamandır okumadığımdan, belki tarzını çok sevip okurken ritminde eriyip gitmekten otobüste yanımda oturan kadının bir şeyler sorduğunu, klimanın 18 derecede üzerime üzerime estiğini, inmem gereken durağı geçtiğimi neden sonra anlayabildim. Verdiğim mecburi okuma aralarında ise zaman zaman pis bir çarpıntı, huzursuz bir ruh haliyle dolaştım.
Orrec ve Gry marifetlerle doğanların, marifetlerinin niteliğine ve derecesine göre diğerlerine üstün olduğu, hayatta kalmayı, soyunu sürdürmeyi başarabildiği bir dünyada yaşayan iki çocuktur. Marifetler, anneden kıza, babadan oğla geçmektedir. Gry annesinden hayvanlarla konuşma, onları çağırma ve eğitme marifetini almıştır. Orrec’in babasının marifeti ise “çözmek” yani yakıp yok etmektir. Yaşanan yerde, dağdaki bu değişik marifetlerle donanmış kabileler arasında toprak için, hayvanlar için, gıda için sürekli bir savaş vardır. Savaşlarda hayvan çağırmak gibi bir marifet ikinci derecede önemli iken çözmek, caydırıcı, yıldırıcı bir marifettir. Bu güce sahip olmak kadar onu kontrol edebilmek de önemlidir. Orrec’in dedesi onu kontrol edememiş ve kendi karısını çözmüştür. Orrec de güce hükmedemeyeceğinden korkmaktadır. Gördüğünü çözmekten korktuğu için babası gözlerini mühürler.
Çocuklar büyüdükçe marifetler konusundaki genel geçer kurallara, törelere karşı çıkarlar. Gry, annesi gibi avcılar hayvanları öldürsün diye onları çağırmayı, Orrec de bir şeyleri yok etmek için çözme yeteneğini kullanmak istemez. Onlar kendi kuralları ile yaşamak isterler. Düzene karşı durmak isterler. Bu acılı bir süreçtir. Marifet sahibi olmanın bedeli vardır, sahip olan herkes için farklıdır… Bu bedeller ödenir. Çocuklar, ya da romanın sonuna doğru gençler, bütün bunlardan yorulmuşlar, farklı bir yola yönelmişlerdir…
Daha fazla anlatmadan, ilgilenenleri bu masalsı bir o kadar da gerçekçi dünyaya davet ediyorum.
26.10.2009 – 01.11.2009 tarihleri arasında “Haftanın Kitabı” olarak seçildi.
Etiketler: Çiğdem Erkal İpek • Edebiyat Dizisi • Gifts • Gry • Marifetler • Metis Yayınları • Orrec • Roman • Ursula K. Le Guin • Ursula Kroeber Le Guin



4.808 |







This website uses IntenseDebate comments, but they are not currently loaded because either your browser doesn't support JavaScript, or they didn't load fast enough.