Virginia Woolf’, yaşama sevincini Mrs. Dalloway’de, ölüm isteğini de Septimus kişiliğinde ortaya koyar. Aslında yaşama çılgınca bağlı olan Septimus’u pencereden atlamaya iten Doktor Bradshaw kimliğinde, yaptırımcı, dayatmacı İngiliz toplumudur.
Septimus 1. Dünya Savaşı çıktığında “vatan için savaşma, ölme…” coşkusuyla askere yazılır. Askerde Evans adlı üstüyle büyük bir dostluk kurar. Ancak Evans bir çatışmada ölür. Septimus bu ölümü doğal karşılar, “Evans vatan için ölmüştür,” Onun ölümüne pek te aldırmaz ve hayatını sürdürmeye devam eder. Ancak daha sonra arkadaşını yitirmenin karşısındaki bu “aldırmazlığı” dehşetle farkeder. Çıldırma noktasına gelir. Doktoru Sir William Bradshaw kendisinin “kutsal bir ölçme yetisine” sahip olduğuna inanır. Woolf bu dayatmacılığıyla Septimus’u ölüme iten Doktor Bradshaw’ı şöyle anlatır:
“Tanrıça Ölçüye taparken , yalnız benliğini rahata kavuşturmakla kalmıyor, İngiltere’yi de rahata kavuşturuyordu; ülkenin delilerini kapatıyor, doğumu yasaklıyor, umutsuzluğu cezalandırıyor, hastaların kendi kişisel görüşlerini sürdürmelerine olanak vermiyordu.
Ama Ölçü’nün daha az güleç ürkünç bir ablası vardır. Bu tarıça’nın öz adı Yola Getirme’dir. Dine döndürmedir. Göz boyamaya, zor kullanmaya bayılır. Sevimli bir kılığa girmiştir; saygıdeğer bir ad edinmiştir sevgi, ödev, özveri gibi…
İnsana çok güç bir sanat kazandırıyorlardı orada (akıl hastahanesinde ; ölçme yetisi. Hem sonra aile, bağış, onur, cesaret parlak bir meslek gibi değer ölçüleri vardı. Sir Willliam bunların kararlı savunucusuydu. Bu ölçüler aksayacak olursa polisi çağırırdı yardıma. Toplumun sağlığı sözkonusuydu. Çıplaklar, koruyucusuzlar, yorgunlar, dostsuzlar Sir William’ın istencinin damgasını yerlerdi. Saldırırdı Sir William, yutardı, insanları odalara kapatırdı. İnsanseverlikle kararlılığı böylesine birleştirebilmesi, kurbanlarının yakınlarının gözünde büyümesini sağlardı.”
İşte bu Ölçü Tanrısına tapan toplum, Septimus’un, onların eline düşmektense kendisini pencereden aşağıya atmasına neden olur. Tıpkı Saatler’de Richard’ın sorumluluklara ve baskılara dayanamayarak kendini pencereden aşağı atması gibi.
Saatler’de de, kitabın kişileri, toplumun üzerlerinde yarattığı baskıyı hissediyorlar. Zaman zaman dostlukları, sevgileri ve aile yükünü taşıyamıyorlar. Ama yine de kitap umutla bitiyor.
“Evet diye düşünüyor Clarissa …Partilerimizi veriyoruz. … Hayatımızı yaşıyor, istediğimizi yapıyor sonra da uyuyoruz. İşte bu kadar basit ve kolay. Bazıları camdan atlıyor ya da boğularak intihar ediyor, ya da haplar yutuyor, çoğu kazayla ölüyor ve çoğumuzu, büyük çoğunluğumuzu bir hastalık yiyip bitiriyor, ya da şanslıysak hayatın kendisi. Avunacak birşey var : ne olursa olsun, hayatlarımızın önümüzde açılıp bize hayalini kurduğumuz herşeyi sunduğu saatler var; çocuklar dışında herkes (belki onlar bile) bu saatlerin arkasından kaçınılmaz olarak başkalarının, daha karanlık ve güç saatlerin geleceğini bilse de. Yine kentin ve sabahın keyfini çıkarırız; ne olursa olsun daha fazlasını umut ederiz. Bunu neden bu kadar sevdiğimizi Tanrı bilir..”
Evet, kendimize ait, mutluluk dolu “vahalarımız” var. Tıpkı klübümüzde geçirdiğimiz bu “Saatler” gibi.
Eren Arcan
“Saatler” yapıtı hayatlarının anlamını arayan üç kadının hikayelerinin “Bilinç Akışı Tekniği” ile birbirine anlamlı bir şekilde bağlanışının gözler önüne serilişidir.
Virginia Woolf’un derinden hissedilen inançlarının romandaki karakterleri ve bu karakterler doğrultusundaki kişiliklerin hayatlarına girebildiğini gösteriyor. Bu durum, Virginia Woolf’un elbette ki üstün başarısı. Michael Cunningham de bu başarıyı çok canlı yaşamış ve yansıtmış.
Bir diğer nokta da, “Saatler” deki kadın kahramanların kendilerine sunulanı değil de, kendi istekleri doğrultusunda belirlediklerini yaşamakta geçirdikleri çelişkilerin başarıyla anlatılmış olmasıdır.
Ayrıca beni en çok etkileyen mesaj: “Saatler” kelimesi üzerinde yapılan çarpıcı oyun oldu. Daha iyisini vaad etmese de, umudu her an içimizde işlemekte ilahi sanatkarlar kadar başarılı olan saatler.. Bizi hem içinde, hem dışında tutan, ama aynı zamanda kucaklayan, sevgiyi ve umudu fısıldayan olağan üstü saatler…. Ve onların yapı taşları olan değerli “YAŞANMIŞ AN” lar …
İşte biz, bizi biz yapan ömrümüzün bu gerçekten yaşanmış saatlerini seviyoruz…..
Deniz Şarman
02.11.2009 – 09.11.2009 tarihleri arasında “Haftanın Kitabı” olarak seçildi.
Etiketler: Çağdaş Dünya Edebiyatı • Can Yayınları • İlknur Özdemir • Michael Cunningham • PEN/Faulkner Ödülü • Pulitzer Ödülü • Roman • Saatler • The Hours



512 |







This website uses IntenseDebate comments, but they are not currently loaded because either your browser doesn't support JavaScript, or they didn't load fast enough.
Bir Kitap Kurdu yorum yapmış - “Saatler – Michael Cunningham”